apiterapi hakkında herşey

Yeni Bir Kavram: Apiterapi -1

Apiterapi : Hastalıkların yalnızca Arı ürünleri kullanarak  tedavi edilmesi yöntemlerine verilen genel bir isimdir. Son yıllarda bütün dünyada gelişmeye başlamıştır. Hastalıkları yalnızca arı ürünleriyle tedavi eden klinikler ve apiterapi merkezleri gitgide yaygınlaşmaktadır.

 

Bal başta olmak üzere arı ürünleri zaten yüzyıllardır halk arasında birçok hastalığın tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Son dönemlerde arı ürünleri ile yapılan tedavi amaçlı uygulamalar, bilimsel araştırmaların sonuçlarına dayanarak, apiterapi adı altında tıp dünyasında da genel kabul görmeye başlamıştır.

Ülkemizde henüz apiterapi merkezleri oluşturulup bu konu ile ilgili bilimsel çalışmalara başlanmamıştır. Fakat ülkemiz çok zengin ekolojik kaynaklara sahip olduğu için, bal ve diğer arı ürünleri konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Önümüzdeki yıllarda bu ürünler ve insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda ciddi çalışmalar yapılıp, gerekli yatırımların gerçekleştirileceğine inanıyoruz.

 

Hiç kuşkusuz insan sağlığını ilgilendiren konularda bu konunun uzmanlarına danışmak gerekir.

 

Aşağıda yalnızca arı ürünlerinin faydalarının anlaşılıp öneminin kavranabilmesi için, bal, polen, arı zehiri, arı sütü ve propolisin insan sağlığına olan etkileri kısaca maddeler halinde anlatılmıştır.

  

Apiterapi-2

Arıcılıktan sağlanan bal, polen, arı sütü, propolis, arı zehri ve bal mumu insan yaşamı ve sağlığı açısından son derece önemli ürünlerdir.

Her geçen gün sonuçlanan araştırmalar toplumların dikkatini bu konu üzerine çekmekte ve özellikle uzak doğu ülkelerinde başlayan ve dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi yöntemleri hızla yaygınlaşmaktadır. “Apiterapi“ olarak adlandırılan ve yalnızca arı ürünleri kullanılarak yapılan bu tedavi yöntemlerinin uygulandığı Apiterapi merkezleri hızla yayılmaktadır.

Burada görev yapan araştırıcıların tıp alanında elde ettikleri sonuçlar çoğu kez şaşırtıcı boyutlara ulaşmaktadır.

Dünyanın her tarafından 100’ün üzerinde bilim adamının katılımı ile İsrail’de 26-30 Mayıs 1996’ da gerçekleşen “Arı ürünleri, Özellikleri ,Uygulanmaları ve Apiterapi” konulu konferansta konular kapsamlı olarak ele alınmış ve tartışılmıştır.

Günümüze değin yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre arı ürünlerinin insan yaşamı ve sağlığı açısından önemleri site içerisinde bölümler halinde sunulmuştur.

Arı ürünleri içerisinde bütün dünyada daha yaygın olarak kullanılan arı sütü, polen ve balın satışı yapılmaktadır.

Her üç ürün bir arada kullanıldığında etkileri son derece yükseldiğinden tüketiciye her üç ürünü birlikte kullanmaları önerilmektedir.

Apiterapi amacıyla kullanılacak üç ürün birlikte değerlendirildiğinde organizma üzerinde son derece yararlı etkilerde bulunmaktadır. Genel olarak arı sütünün etkisi biyolojik aktiviteyi artırmak ve olumsuz etkileri ortadan kaldırarak motivasyonu sağlamak,polen ve balın etkileri ise bu işlemler sırasında gerekli hammaddeyi vücuda kazandırmak şeklinde tanımlanabilir. Bu amaçla kullanım alanları ve etkileri ortak değerlendirilmelidir.Her üç ürünün ortak olarak;

-Hücre üretimi ve yenilenmesi üzerinde etkili olduklarından organizmayı gençleştirir ve hücre metabolizmasını düzenleyerek organ ve sistemlerin daha fonksiyonel çalışmasını sağlarlar. Hücre üretimine olan etkileri nedeniyle de kan üretimini hızlandırarak kansızlığa ve bağışıklık sistemini artırarak bütün hastalıklara karşı vücudun savunmasını güçlendirirler.

-Gelişme ilgili bütün sorunlarda etkili olarak organizmanın sağlıklı gelişimini sağlarlar. Bu özellikleri ile yetersiz bedensel gelişime yararı olduğu gibi aşırı kilo alma sorunlarını da giderici etkiye sahiptir.

-Kan basıncını ayarlama özelliği ile düşük ve yüksek tansiyonda, damar sertliğini gidermede ve kan yağları olan kolesterol ve trigliserit düzeyinin düşürülmesinde etkilidir.

-Sinir hücrelerinin motivasyonunu sağlaması nedeniyle stres ve depresyon durumlarında, zeka gelişiminde ve zihinsel fonksiyonlarının artırılmasında, MS vs gibi çeşitli sinir sistemi rahatsızlıklarında, kemik gelişimde, çeşitli organ ve sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesinde önemli derecede etkilere sahiptir.

-Cinsel ve üreme ile ilgili faaliyetlerin düzenlenmesinde ve etkinliğin artırılmasında,

-Enzim ve hormon dengesinin sağlanmasında ve bu yönü ile uzun sürede diyabetin tedavisinde,

-Sindirim sistemi rahatsızlıkları  ve metabolik faaliyetlerin düzenlenmesinde,

-Yaşlanmayla ilgili cilt problemleri, saç dökülmesi, halsizlik, bitkinlik, uykusuzluk ve akla gelebilecek her türlü sağlık probleminin çözümünde etkili sonuçlar vermektedir.

 

BAL-1

 

En çok bilinen arı ürünü olan bal, insanlar tarafından temel olarak besin maddesi, enerji kaynağı ve çeşitli hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılır.

Balın mide ve bağırsaklar üzerine olan iyileştirici etkisi yüzyıllardan beri bilinmektedir.

Bal yara ve yanıkların tedavisinde başarıyla kullanılabilir. Yara ve yanıkların tedavisinde kullanılan krem ve antibiyotiklerin, yara izi ve yara kabuğu gibi olumsuz etkileri bulunmakta, bal kullanılmasıyla bu olumsuz etkiler görülmemektedir. Yanıklara karşı kullanılan silver sulfadiazine yerine bal kullanımıyla iyileşme daha kısa bir süre içinde gerçekleşmektedir.

 

Bal kronik sindirim sistemi hastalıklarından özellikle peptik ülser ve hazımsızlığa, duodenal ülsere, çocuklarda ise bakteriyel gastroenteritis'e karşı etkili bir şekilde tedavi amacıyla kullanılmaktadır.

 

Bal antibakteriyel özelliği ile ağız, boğaz ve bronş enfeksiyonlarına karşı kullanılmaktadır.

Tıbbi bitki ekstraktlarıyla beslenen bal arısı kolonilerinden elde edilen ballar, larenjite, üst solunum yolları enfeksiyonlarına, kronik ülser ve yaralara karşı kullanılır.

Klinik araştırmalarda ise gözde, kararakt hastalığına, konjiktivit ve çeşitli kornea rahatsızlıklarına karşı, direkt gözün içine uygulanarak kullanıldığı bildirilmektedir.

Balın ayrıca, böbrek fonksiyonlarını düzenleyici, uykusuzluğu giderici, ateş düşürücü etkileri bulunmakta, kalp, dolaşım sistemi hastalıkları, karaciğer rahatsızlıklarına karşı kullanılmaktadır. Nekahet durumundaki hastalara %20-40 ballı su solüsyonu enjekte edildikten sonra genel durumun iyileştiği bildirilmiştir.

 

  

Bal-2

Üretimi M.Ö. 4000 yıllarına ve tüketimi daha eskilere dayanan bal tarih boyunca insan beslenmesi ve sağlığı açısından önemini almış,mağara resimlerine konu olmuş ve keşfedildiği günden bugüne değin besinler arasında belki de en gizemlisi olarak dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştır.

Küçücük bir canlının binlerce çiçeği dolaşarak insana sunduğu balın insan sağlığı için yine yadsınamaz öneme sahip olduğu kabul edilen bitkilerin ve özellikle de onlara ait çiçeklerin özsuyundan oluşturulması insanların ilgisinin artmasına neden olmuştur.

Arıların yutak üstü salgı bezlerinden salgılanan  glükooksidaz enziminin glikozu okside etmesi ile balın içerisinde oluşan  Glükonik asit ve H2O2 (hidrojen peroksit) balın anti bakteriyel bir etkiye sahip olmasını sağladıkları gibi kaynağını oluşturan bitki türüne bağlı olarak değişen oranda balın anti bakteriyel etkisi artabilmektedir.Bala uygulanan ısı ve ışık bu etkilerin azalmasına neden olmaktadır.

İnsan beslenmesinde alınması zorunlu görülen enerjinin çay şekeri olarak bilinen sakaroz yerine balla alınması insan sağlığı açısından ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Sakarozun organizmada emilebilmesi için enzimlerle monosakkaritlere indirgenmesi gerekmektedir. Bu reaksiyon için gerekli olan enzimler ise sindirim sistemi üzerinde tahriş edici bir etkiye sahiptirler. Aşırı sakaroz kullanımı kanda kolesterolün yükselmesine,damarların sertleşmesine ve aşırı kilo almalara neden olur. Baldaki şekerler ise doğrudan organ ve sistemler içerisine girerek hazır enerji olarak kullanılırlar. Aşırı alındıklarında tamamı yakılarak sakarozda olduğu gibi böbrekler üzerinde olumsuz etkileri olmaz. Yorulmayan böbrek diğer zararlı maddelerin atılmasında daha çok fonksiyona sahip olur. Bal karaciğerde glikojen düzeyini yükselterek metabolik olayların hızlanmasına detoksik etkisinin artmasına neden olmaktadır. Alkol ile bal yeme alışkanlığı insanın bu uygulama sonucu duyduğu rahatlık sonucu geliştirdiği bir alışkanlıktır. Bal sindirime doğrudan etkili bir madde olup diğer besinlerin de daha iyi emilmesini ve bunlardan yararlanma düzeyini yükseltir. Bu nedenle gelişme bozukluklarında,hastalık ve nekahet sırasında alınması organizmanın daha çabuk toparlanmasında yardımcı olur.

 

 

 

BAL VE APİTERAPİ-3

                Apiterapi, arı ürünlerinin bir yada birden fazla hastalığın önlenmesi yada iyileştirilmesi  amacıyla kullanılması şeklinde tanımlanabilir.

 

         Bal ve Apiterapi:

·        BAL bir doğal enerji kaynağıdır. Bu nedenle çocuklar,  yaşlılar, sporcular, hasta ve düşkünlerle birlikte normal sağlıklı insanlar tarafından da severek ve bilinçli olarak tüketilmektedir.

·        BAL  kemiklerde Kalsiyum fiksasyonunu artırmaktadır..

·        BAL iştah artırmakta, enerji ve direnç kazandırmaktadır.

 

         Balın besin içeriğinin insan sağlığına etkisinin yanı sıra olağanüstü bir özelliği de vardır ki, bu özellik ANTİMİKROBİYAL aktivitesidir. Balın bu özelliği nedeniyle Hipokrat zamanından beri hastalıklarda tedavi edici bir araç olarak kullanıldığı bilinmektedir. Eski Mısırlıların; cerrahi pansumanda, göz iltihaplarının tedavisinde, Çinlilerin ve Hintlilerin de; çiçek hastalığının yayılmasını önlemede hasta vücudunu bal ile kapladıkları  bilinmektedir.

         Orta çağda, yara ve yanıkların bal ile tedavi edilmesi, kulak iltihabında; kulağa balın akıtılması, difteri vakalarında; çocukların ağız ve boğazlarına içten balın sürülmesi ilginçtir. Bazı Nijerya yerlileri balı halen öksürük kesici olarak kullanmaktadırlar.

         İnsan vücuduna etki eden çoğu mikroorganizma balda yaşamını sürdürememektedir.

Bal, temas ettiği mikroorganizmaları öldürdüğü gibi içerisinde de barındırmamaktadır. Öyle ki Mısır piramitlerinde bulunan ve Postum’da M.Ö. 6. asra ait çömlekler, içindeki balların biraz katılaşmakla beraber vasıflarını hiç kaybetmemesi, balda mikroorganizmaların  yaşayamadığını tarihi bir gerçek olarak göstermektedir.

         İngiliz ve Amerikan hastanelerinde birinci sınıf mikrop öldürücü olarak bal kullanıldığını, Almanya’da yara ve soğuk algınlıklarından kaynaklanan hastalıklarda, baldan bu yönü ile istifade edildiğini görmekteyiz. Alman Dr. Zaiss’in mikrop öldürücü olarak balı tentürdiyot ‘a tercih ettiğini belirtmesi de ilginçtir.

         Balın yaraların ve enfeksiyonların iyileşmesini sağlamak için kullanımı 1981yılında Dünya Sağlık Formu tarafından da önerilmiş olup, Pharmaceutical Journal’da (Eczacılık Dergisi 1982) apse, çıban, göz yangıları, ishal, üriner sistem enfeksiyonları, dizanteri etkeni, deri ve ağız içi enfeksiyonlarına antimikrobiyal etkisinin olduğu rapor edilmiştir.

         1992’ de yayımlanan Bee World dergisinde, balın antimikrobiyal aktivitesi ile ilgili  orijinal makalede Kur’an-ı Kerim’de ki konu ile ilgili ayetler verilmiş ve bu doğa üstü gıdanın insanlar için şifa kaynağı olduğu açıklanmıştır.

         Balların antimikrobiyal aktivitesi için farklı mekanizmalar ileri sürülmüştür. İleri sürülen mekanizmalardan biri, balın sahip olduğu yüksek şeker konsantrasyonudur. Bir diğer sebebi de balda enzimsel olarak üretilen H2O2’dir. Üçüncü olarak da balın düşük pH’sıdır (ort. 3.2-4.5).

         Balın çeşitli hastalıklara karşı tedavi edici özelliğini incelemek amacıyla birçok araştırma yapılmıştır. Bu konuyla ilgili ilgi çekici çalışmalardan birisi 1991’de King Suud Üniversitesi tarafından yapılanıdır.

Yapılan bu çalışmanın sonunda gastrit ve on iki parmak bağırsağı ülserine sahip hastalara, alternatif bir tedavi olarak balın tek başına veya antimikrobiyal bir ajanla uygun bir bileşiminin kullanılması önerilmiştir.

         Farklı bal tiplerinin antimikrobiyal etkileri  arasında büyük değişiklikler vardır. Floral kaynakları farklı olan ballarda görülen varyasyon asitlik, ozmolarite, H2O2 ve diğer komponentlerin farklılığı nedeniyle olmaktadır. Lavanta, karahindiba, balçiği, ve kolza balları yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahipken orman gülü, okaliptüs ve portakal nispeten düşük aktivite göstermektedir. Balın antimikrobiyal etkisini destekleyen bir başka bildiriş de ,  eşit miktarda bal, çavdar unu ve zeytin yağı karışımı ile hazırlanan kremin günde üç kez kullanımı ile inek ve atlarda görülen ve kangrene dönüşen yaraları dahi tedavi ettiği sonucuna varan Lucke’nin bildirişidir( Lucke, 1935).

         Bal, karaciğer rahatsızlıklarında da başarı ile kullanılmaktadır. Bu başarıda balın antimikrobiyal etkisinin yanında, früktozun doku ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliği de önemli sayılabilir.

         Balın  çeşitli araştırmalar sonucunda, doku oluşmasını hızlandırdığı, yara ve yanık izlerini azalttığı (Arman, 1980; Dumronglert, 1983), bazı ülkelerde doktorlar tarafından katarakt ve kojuktivit ile bazı kornea rahatsızlıklarında başarı ile kullanıldığı bildirilmektedir (Mikhailov, 1950).  Ayrıca kornea ülserinin de saf bal ile  veya  vazelin yerine bal ile hazırlanan  % 3 lük sulphidine pomadı ile başarılı bir şekilde tedavi edildiği görülmüştür.

 

POLEN-1

Polen insan beslenmesi için çok büyük öneme sahiptir.

·       Büyümeyi hızlandırıcı,

·       Yorgunluğu giderici,

·       Kansızlığı önleyici,

·       Metabolizmayı düzenleyici etkileri bulunur.

Polen besin değeri bakımından, diğer tarımsal ürünlerle karşılaştırılmış ve daha fazla oranda

·       protein,

·       demir,

·       vitamin,

·       riboflavin,

·       niacin içerdiği belirlenmiştir.

Polen, polen alerjisi olan kişilerin tedavisine yardımcı olarak kullanılır.

Tıpta ayrıca prostat hastalıklarının tedavisinde kullanıldığı belirtilmektedir.

Polenin insan ve hayvanları X ışınlarının zararlı etkilerinden koruduğuna dair bazı bilimsel çalışmalar da bulunmaktadır.

 

Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada polenin, karaciğer hastalıklarına karşı iyileştirici bir etkiye sahip olduğu bildirilmiştir. Fareler üzerinde yapılan bir başka çalışmada polenle beslenmenin gebelik döneminde vücut ağırlığında artış sağladığı, toplam protein ve albüminde yükselmenin olduğu ve polenle beslenmeyenlere göre fetüste ölüm oranın daha düşük olduğu belirlenmiştir.

 

 

 

 

 

Polen -2

Polenin insanlar tarafından ilk kullanımı Eski Çin, Pers, Mısır ve Yunanistan’da olmuştur.

Hurmanın poleninde gonatotropik hormonların bulunması, Bedevilerin kısırlık tedavisinde bu bitkinin polenini kullanmalarını doğrulamaktadır.

Polenin, Doğal bir BESİN KAYNAĞI olması nedeniyle Avrupa’da insan beslenmesinde kullanımı hızla artmaktadır. Avrupa ülkelerinde son 30 yılda yapılan bilimsel çalışmalar  ve klinik test sonuçları, polenin prostat, alerjik hastalıklar ve kanser türlerine etkisi  üzerinde yoğunlaşmıştır( Dennis, 1966 ).

Polen insanlar tarafından günlük olarak PROTEİN , VİTAMİN VE MİNERAL MADDE gereksinimini karşılamak için doğrudan doğruya kullanılabilmektedir.

Ayrıca besleme amacıyla az miktarda alınan polenin SİNERJİK  etki yaparak pek çok yarayışlı maddenin karşılıklı etkileşmesi ile metabolizmayı ve sindirimi iyileştirmekte  olduğu   bildirilmiştir.( Krell, 1966 ).

Günümüzde bilimsel içerikli olmayan birçok sağlık dergilerinde polen tüketiminin etkileri ve yararları ile ilgili yazılar göze çarpmakta, polen içerikli birçok ürünün insanlarda müzmin hastalıkları iyileştirici ve tedavi edici özellikleri konusunda görüşler bildirilmektedir. Bu sonuçlar , hastalık belirtilerinin polen kullanımı ile kaybolduğuna tanık olan bazı doktorların ve ilgililerin bilimsel anlamda tam olarak kanıtlayamadıkları hususlar olup üzerinde önemle durdukları bilgilere dayanmaktadır.

 

 

Polenin İyileştirici ve Tedavi Edici Özellikleri (Sharma and Singh.,1980)

Artırıcı etki

İyileştirici etki

Atletik performans

Kanser (Hayvanlarda)

Sindirim kolaylığı

Soğuk algınlığı

Doku yenileme

Ağrı-apse

Genel canlılık

Erkekte kısırlık a

Cilt canlılığı

Anemi b

İştah b

Yüksek tansiyon b

Hemoglobin miktarı b

Sinirsel ve endokrin rahatsızlıklar b

Seksüel etki

Ülserler

Performans (Yarış atları)

 

a Ridi et al., 1960          Sharma and Singh, 1980

 

         Polenin sağlık konusunda en önemli etkisi KRONİK PROSTAT ile ilgilidir. Polenin prostat rahatsızlığı sonucu oluşan ateşi düşürdüğü rapor edilmiştir ( Dennis, 1996 ). Polenin prostat hastalığını tedavide tam olarak neye yaradığı bilinmemektedir. Ancak polenin yüksek seviyede çinko içermesi ve prostat salgılarının çıkmasında çinkonun anahtar element olması dikkat çekicidir. Yapılan bir denemede, kronik prostat vakalarında 3 ay süreyle denenen polen % 92 başarı sağladığı görülmüştür.

         Polenin bir diğer etkisi  X  ışınlarına karşı koruyucu etkisi olmasıdır. (Wang,1984 ). Bu konuda yapılan çalışmalar polenin radyasyonun olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir.

Polenin aynı zamanda lösemi vakalarında oldukça etkili olduğu rapor edilmiştir.

Polenin kansere karşı olumlu etkisinin nedeni, yapısında bulunan yüksek seviyedeki karotenoidlere bağlanmaktadır.

         Polenin, hayvanlara besin olarak verilmesi de olumlu sonuçlar vermiştir. Örneğin tavukların yemlerine %2.5 polen eklendiğinde istatistiksel olarak önemli ölçüde yemden yararlanmayı artırmıştır.

         Arılar tarafından toplanan polenin değişik oranlarda antibiyotik içermesi, bağırsak ve kan hemoglobini üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır.

Bazı raporlar da polenin CİNSEL HORMONLARI beslediği ve uyardığı belirtilmiştir.

Bu nedenle özellikle gençlerin gelişme çağında  beslenmesinde polen tüketimi büyük yarar sağlayacaktır.

         Polenin SOLUNUM SİSTEMİ üzerinde de olumlu etkisi vardır ki; 110 mg polen extraktı ve 100 mg aspirinden oluşan fluaxin ticari isimli preperatın soğuk algınlığı ve gribe karşı başarılı sonuçlar verdiği bildirilmiştir. (Hanssan, 1979 ).

         Polonya’ da 8-12 yaş grubu çocuklarda yapılan araştırmalara göre günde 20 g polen verilen öğrenciler ile polen verilmeyen öğrenciler arasında önemli derecede farklılıklar meydana gelmiştir. Polen alan öğrencilerin kan ile ilgili bütün değerlerinde artış saptanmış ve organizmada genel fizyolojik durum ile vücut direncinde iyileşme görülmüştür. Sinir sistemi üzerinde ki etkileri de dikkate değer bulunmuştur. Yine Polonya Farmakoloji ve Toksikoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar sonucu polenin lipit (yağ) metabolizması bozukluğunda, kan serumunda ki trigliserit düzeyinin düşürülmesinde oldukça etkili olduğu belirlenmiştir.

         Çeşitli bildirişler de polenin kronik kolit, mide ülseri, mide kanaması, kronik ishal ve kabızlıkla, anemi tedavisinde, kolesterol, hepatit de başarıyla kullanıldığını görmekteyiz.

Polen dağcılık yapanlar, pilotlar, yüksek rakımlarda bulunanlar için uygun bir gıda maddesidir. Çünkü polen yüksek irtifa hastalığının semptomlarını azaltmakta ve uyumu arttırmaktadır.

 

  

Polenin kullanım alanları.

·        Bambusların beslenmesinde ,

·        Polen evcil hayvanların, özellikle yarış atlarının beslenmesinde ve laboratuar böceklerinin yemlerine eklenerek büyüme hızını artırmakta kullanılmaktadır.

·        Arılar tarafından peteklere depo edilen ve arı ekmeği olarak bilinen polen özellikle çocukların beslenmesinde kullanılmaktadır. Doğal yada yapay olarak hazırlanan arı ekmeğinin bozulmadan uzun süre saklanabilmesi özelliği de önemlidir (Krell, 1996).

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !